• nazperi

Rönesans Dehası Leonardo Da Vinci ve Mistik "Son Akşam Yemeği" Eseri

En son güncellendiği tarih: 23 Ara 2020

Olağanüstü çalışma azmi ve yüksek zekasıyla dönemine damga vuran Leonardo Da Vinci... Sadece dönemine değil, sonrasında da dünya üzerindeki sanat anlayışını yönlendiren bir Rönesans dahisi. Büyük usta Da Vinci, 15 Nisan 1452’de Toskana Eyaleti’nin Vinci kasabasına bağlı Anchiano köyünde doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını ise baba evinde, Floransa’da geçirdi. Küçük yaşlardan itibaren birçok ilgi alanı geliştirdi kendine Da Vinci. Daldan dala, her alana atladı. Ne var ki her şeye olan bu ilgisi çok uzun sürmüyor, merakı çabuk sönüyordu.

Öğrencilik yıllarının başlarında döneminin en ünlü matematikçisi, aynı zamanda Da Vinci’nin hocası olan Benedetto dell’Abaco ile hararetli bir tartışmaya tutulmuştu, hocasının tezini tamamen çürütmüştü. Bu olay ileride gerçekleştireceği "Divina Proportione" (İlahi Oran) eserine de kaynaklık etmişti. Matematik ve geometriyi oldukça içselleştirmişti Leonardo. Bununla beraber müziğe ilgi duymaya başlamasıyla çeşitli enstrümanları çalmayı öğrenmişti, besteler yapmıştı. Bu yetenekli us, kendini geliştirmesini biliyordu fakat maalesef çabucak sıkılıyordu. Milano dükü Ludovico Sforza, Leonardo’yu sarayına çağırdığında sanatçı, Dük’e kendisinin çok yönlü bir sanatçı olduğunu belgeleyen bir cevap yazmıştı. On maddelik bu yazısının dokuz maddesinde fizikçi olarak teknik alanlarda başarabileceği işleri saymış ve onuncu maddede ressam, heykeltraş ve mimar olarak da yararlı olabileceğinden bahsetmişti. Aslında sanatçının onca uzmanlık alanından en çok kendisine yakıştırdığı alan her zaman, resim olmuştur.

Gelelim l’Ultima Cena” (Son Akşam Yemeği), yapıtına... Leonardo’nun en mükemmel çizgisel perspektifi kullandığı bu eser, Milano’da Santa Maria delle Grazie Kilisesi’nde bulunuyor. Sanatçının 1494-1498 yılları arasında gerçekleştirdiği, Yüksek Rönesans üslubunun baş yapıtı niteliğindeki bu çalışmasında simetrik anlayış hemen göze çarpar. Mekan algısı vermek için oluşturulmuş figürleri ve mimariyi, bütünlük içinde birleştiren bir sistem söz konusudur. Sanatçının kullandığı çizgisel perspektif, iç mekanda statik ve dengelidir. Perspektifin kaçış noktası ise İsa’nın başının arkasındadır. Tüm kompozisyon bu noktaya göre düzenlenmiştir. Rönesans düşüncesinin getirilerinden bireycilik anlayışı, Leonardo’nun havarileri kişilikleriyle beraber ifade etmesinde görülür. İsa’nın ortada, havarilerin hareketliliklerine nazaran daha pasif olduğu dikkat çeker. Havarilerin genelinde ise şaşkın bir hava egemendir. Bir tema olarak “Son Akşam Yemeği”, İsa ve on iki havarisinin bir masanın etrafında gösterilmesi açısından oldukça zor bir kompozisyon meydana getirir. Bir diğer yandan dört ayrı İncil yazarının farklı aktarımları dolayısıyla bu tema, daha kompleks bir hale gelmiştir. Çünkü, bu temayı ele alacak sanatçının tüm İncil aktarımlarını sentezleyerek doğru bir şekilde kompozisyonu ortaya koyması gerekmektedir.

“L’Ultima Cena”, Leonardo Da Vinci’nin Milano’da ele aldığı en önemli eserlerindendir. Santa Maria delle Grazie Manastırı’nın yemekhanesi için tasarlanmıştır. Leonardo da Vinci’nin müthiş dehası ile İsa ve havarilerin, insani ve dini değerlerinin aktarılabildiği “L’Ultima Cena” eseri, yemek yerken dua etmeyi ve sakinleşmeyi hatırlattığından daha çok manastırların -özellikle de Floransa manastırlarının- yemekhaneleri için uygun görülen bir temadır.

Giorgio Vasari’nin yapıt ile ilgili aktarımına göre, Da Vinci her sabah erkenden iskeleye tırmanıp akşama dek durmaksızın çalışırmış.

Kimi günler yemek yemeyi bile unutan sanatçı, kimi günlerde resme el bile sürmeden, sadece saatlerce resmi izlermiş. Bu durum resmin gecikmesine sebep vermiş ve manastırın baş rahibi, Da Vinci’yi Milano Dükü’ne şikayet etmiş. Bu durum Leonardo’nun Dük tarafından sorgulanmasına yol açsa da sanatçı, Vasari’nin belirttiğine göre şöyle cevap vermiş. “Yahuda’nın tipini bir türlü hayal edemiyorum. İhanet eden biri nasıl olur diye. Ama sonunda buldum. Baş rahibi model olarak kullanacağım.” Dük bu cevaba hayli gülerek baş rahibe Leonardo’yu rahat bırakmasını söylemiş.

L’Ultima Cena, İsa ve havarilerinin Kudüs’deki bir evin üst katında yedikleri ve anısına Komünyon ayininin düzenlendiği son yemektir.[1] Latince “Communio” kelimesinden gelen Komünyon, İsa’nın son akşam yemeğinde ekmek ve şarabı kendi bedeni ve kanı şeklinde sunmasını anmak amacıyla oluşturulmuş bir ayindir. İncil anlatımlarına göre İsa, on iki havarisiyle masada yemek yemek üzere bir araya geldiğinde şu sözleri söyler: “Gerçekten size diyorum ki, içinizden bir kişi bana ihanet edecek.” Havariler buna üzülür ve aralarında konuşmaya başlar. “Acaba ben miyim yoksa ey Rab” diye sorup dururlar. İsa ise şöyle cevaplar: “Beni ele verecek olan benimle elini sahana batırandır.” Sonrasında ekmek ve şarabı kutsayarak havarilerine verir.


Ne var ki resim, kurgu olarak bir anakronizm sorununu içinde barındırır. Bunun sebebi yaşadığı tarih itibariyle İsa’nın ve havarilerinin bir sofra kurarak etrafında yemek yemelerinin mümkün olmayışındandır. Masa etrafına sandalyeler koyarak yemek yeme, çok sonraları yerleşmiş bir gelenek olarak karşımıza çıkar.

Yapıt, çok fazla restorasyondan geçerek günümüze gelebilmiştir. Bugün, resmin orjinalinden maalesef eser kalmamıştır. Da Vinci’nin kullandığı teknik, sanatsal olarak oldukça başarılıdır fakat zamana direnememiştir. 16. yüzyılın ilk yarısından itibaren resimde bozulmalar gözlemlenmeye başlamıştır. İlk dönemlerdeki restorasyonlarda zaten başarısızdır ve resim daha da yıpranmıştır. 1652 yılındaki restorasyon ile yapıtın altına açılan bir kapı girişinden dolayı, İsa’nın ayak kısmı tamamen yok olmuştur. 2. Dünya Savaşı döneminde de bozulmalar katlanarak artmıştır. 1980 yılında başlayan ve 19 sene süren bir restorasyon sonrasında ise söyleyebiliriz ki resim, Leonardo da Vinci’nin gerçekleştirdiği ilk halinden oldukça uzaktır.

Eser ile ilgili son olarak bahsedebileceğimiz şey ise, resmin müzikal bir mesaj taşıdığına dair olan bir teoridir. Giovanni Maria Pala adındaki İtalyan bir besteci 2007’de bu kompozisyona göre 40 saniyelik bir beste yapmıştır.


Gizemli karakteriyle ve akıl almaz dehasıyla Leonardo Da Vinci’nin diğer yapıtlarında da benzer gizli mesajlar saklamış olabileceği, sürekli araştırma konusu olan bir durumdur. Hemen hemen her eserinde belli imgelere sığınarak sakladığı müthiş ayrıntılar vardır sanatçının. Ne var ki bu detaylar bir şekilde tespit edilip üzerine inceleme yapılsa da hiçbir teori, Da Vinci’nin kendisi yaşamadığı için ona sorulamayacağından ispat edilemeyecektir. Bu durumda Da Vinci ve eserleri sonsuza dek gizemini korumaya mahkum kalacaktır.







[1] Nilüfer Öndin, Rönesans Düşüncesi ve Resim Sanatı, 2016, s.298.

57 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör