top of page
  • Yazarın fotoğrafınazperi

Kadının tarihinde sanatta bir meydan okuma: Ophelia

Ophelia karakteri, Batı sanatında Shakespeare'in en sık betimlenen kadın kahramanlarından biri olarak yerini almıştır. Karakter olarak Shakespeare'in diğer yapıtlarındaki kadın kahramanlar kadar göze çarpan özelliklere sahip olmasa da, Ophelia hem Batı düşünce tarihinde, hem de sanatında ilham veren bir karakter olmuştur.

Batı resminde Ophelia, 18.yüzyılın son çeyreğinde ve 19. yüzyılda yoğun olarak betimlenmiştir. Özellikle Romantik ressamların dönemde edebiyattan fazlaca etkilenmesine bağlı olarak Ophelia, sanatta romantik duyarlığın yansıma bulduğu bir karakterdir. Romantik dönemde aynı zamanda trajediye olan ilginin artmasıyla Ophelia betimleri, "kadın" kavramı üzerinden sanatçıların yorumlarıyla yansıma bulmaya başlamıştır. Ophelia, Shakespeare'in Hamlet'inde kırılgan, zayıf ve pasif bir karakter olarak karşımıza çıkar. Hem babası, hem ağabeyi, hem de Hamlet gibi eril karakterlerce bastırılarak sönükleştirilmiştir Ophelia. Resim sanatında da masum bir genç kız olmasının yanı sıra, hayal kırıklığına uğramış ve hayattan umudunu kesmiş bir figür olarak tasvir edilmesi de bu yüzdendir. Ophelia'nın yaşadığı tüm bu zorluklar ışığında hem düşünce tarihinde hem de resim sanatında delilik ve aklını yitirme gibi kavramlarla da bütünleştiği görülür. Kadınların toplumda söz sahibi olması için gereken; "birinin eşi olma" veya "kızı olma" zorunluluğu ile, Shakespeare'in Hamlet'inde de geçen "kadınlar manastıra gitmelidir" sözünü aklımıza getirdiğimizde, bunu anlamlandırmak daha kolay olacaktır. Dönemde "manastır" kelimesi de tartışmaya açık bir kavramdır elbette. Bu sebepten Ophelia üzerinden kadınların durumu dönem gözü bazında da okuyucuya ayrı bir pencere açar. İşte tam da bu yüzden Ophelia'nın kendini sulara bırakarak intihar eden hali, onu "delilik" ile ilişkilendirilmesine sebep olur, Batı resim sanatında da yerini bu şekilde almıştır.

John Bell, Ophelia, 1772

John Hamilton Mortimer, Ophelia ,1775















Oyunda yer aldığı sahneler yoğunlukta olmasa da birçok sanatçıya esin olan Ophelia'ya dair ilk betim, 1772 tarihli John Bell'in bir illüstrasyonudur. Bu resimde ilk Ophelia rolünü oynayan Mrs. Lessingham model olarak kullanılmıştır. Kıyafetleri ile Ophelia kimliğini destekleyen figürün, masumiyetinin sembolü olan beyaz elbisesi çiçeklerle süslüdür. Bu çiçeklerden yapılma bir de tacı vardır. John Hamilton Mortimer'in Ophelia tasvirinde de, karakter yine çiçeklerle beraber resmedilmiştir. Buradaki çiçeklerin sembolik anlamları da ayrıca önem taşır: Biber otu "anı" anlamına gelirken, hercailer "düşünce" demektir. James Persoon'a göre "anı" anlamındaki biber otu, oyunun kilit sözlerinden biri olan "Beni hatırla!" kısmına gönderme yaparak, hatırlama eylemine dikkat çeker. Hercai menekşe ise aşk yarasını sembolize ederken menekşenin de aşk yarasıyla morarmasının, Ophelia'nın Hamlet yüzünden çürümesine atıf yapıldığını düşündürür.


John Everett Millais, Ophelia, 1851-52

19. yüzyılda Ophelia betimlerinde bir değişim gözlenir. Sanat tarihinin bu konudaki en önemli yapıtlarından John Everett Millais'in 1851-52 tarihli Ophelia'sı, oldukça gerçekçi bir ölüm anını tasvir eder. Bu betim, Ophelia'yı boğulmuş olarak gösteren ilk resim olması dolayısıyla da ayrıca önemlidir. Bu yapıttan hareketle üzerinde durulması gereken bir unsur da "su" dur. Su, Ophelia'nın ölümünde kilit bir rol oynar. Suyun başında şarkı söyleyen ve başındaki çiçeklerle suya batmaya başlayan genç kız imgesi, gerçekten kopma ve intihar kavramlarının birer tezahürüdür. Ophelia burada adeta ölümü mutlu bir şekilde kabul eder görünümdedir. Millais bu yapıt için Rossetti'nin eşi Elizabeth Siddal'ı model olarak kullanmıştır. Ophelia'nın Hamlet'deki dördüncü perdenin beşinci sahnesinde sıkça tekrarladığı çiçekler ve anlamları hakkındaki bilgilerin metinde yer aldığı kadar, resimde de önemli bir yer tutması dikkat çekmektedir. Millais burada aynı zamanda Ophelia'nın bakışlarıyla delirme ve ölüm arasındaki ince çizgiyi de izleyiciye aktarmıştır.

Ophelia betimlerinin çoğunda figürün üzerine giydirilen beyaz elbise saflık ve temizlik kadar, Rimbaud, Hugo, Musset gibi yazarların da değindiği üzere, doğal kadınlık simgelerinden biri olmasıyla da önemlidir. Bu betimlerden sadece Ellen Terry, 1878'de sahnelediği oyunda Ophelia'ya siyah renk giydirmiştir. Bu başkaldırış ile Ophelia, Hamlet karşısında daha güçlü bir konuma gelmiştir. Bir diğer yandan sanatçı Eugene Delacroix da "Ophelia'nın Ölümü" adlı eserinde Ophelia'yı bir dala tutunmuş olarak resmetmiştir.

Eugene Delacroix, Ophelia'nın Ölümü, 1853

Burada yaşam ile ölüm arasındaki köprüye de gönderme yapan Delacroix, izleyicinin aklına dalın kırılıp Ophelia'nın suya düşmesi ile ölümün gerçekleşeceği anı getirir. Ophelia, yaşadığı üzüntüler sebebiyle yaşama tutunmak için hiçbir çaba göstermeyerek kendisini suya bırakmıştır. Delacroix bu anı betimlerken cinsel bir bakış açısına da gönderme yapar. Bu noktada kadını arzulayan erkeğin bakışı ile kadının arzu nesnesi haline gelmesi, dönemin sanat eserlerinde karşımıza çıkar.


John William Waterhouse, Ophelia, 1894

Ophelia, Batı resminde saf ve masum olduğu kadar güçlü ve tutkulu şekilde de yansıma bulmuştur. John William Waterhouse, Ophelia'yı 20. yüzyılın başında sabit bakışlı, güçlü bir yüz ifadesiyle, onun deliliğini de referans alarak resmetmiştir. 1970'ler itibariyle Linda Nochlin'in metni vesilesiyle feminist eleştirinin ortaya çıkarak yükselişe geçmesi Ophelia betimlerinde de etkisini göserir. Ophelia bu tarihle beraber daha asi, başkaldıran bir pencereden resmedilmeye başlar. Millais'in eserinden ilhamla farklı bir yorum geliştiren

Francesca Woodman, "Untitled" yapıtında yer yer geleneksel Ophelia tasvirlerine atıf yapsa da, Ophelia'yı gri bir mezarlık alanı içerisinde resmederek ağacın kökleri ile iç içe geçmiş şekilde kendi bedenini çıplak olarak betimlemiştir. Woodman burada aslında bir duruş sergileyerek geleneksel kadın imajının nesneleştirilmesine karşı çıkar. Bu anlamda eril egemenliğin kadın üzerindeki etkisinden hareketle kadın imgelerinin de idealizasyonuna bir başkaldırıda bulunur.

Francesca Woodman, "Untitled" (Ophelia), 1972-75

Fotoğraf sanatına baktığımızda ise, Ophelia imgelerinde orijinal metnin etkisi yoğun olsa da, resim sanatından etkilenme aşikardır. Gregory Crewdson'ın 2001 yılında çektiği fotoğrafla Millais'nin Ophelia'sından ilham aldığı söylenebilir. Ophelia'nın kendi öyküsünün trajedisi, bu fotoğrafla daha gerçekçi ve gergin bir hal almıştır. Burada da yine deliliğe bir gönderme mevcuttur. Crewdson'ın günlük hayatta bir kadının yaşadığı zorluklardan ötürü bir anda deliliğe geçerek kendisini su basmış odada suyun içine bırakması, delirme ve ölüm arasındaki ince çizgiyi belirginleştiren bir anı izleyiciye tüm gerçekliğiyle sunmuştur. Figürün, aynı Millais'nin yapıtında olduğu gibi donuk ve sabit yüz ifadesi, onun yaşamdan ve gerçeklikten koparak ölümü kabullenişinin bir dışavurumudur.


Gregory Crewdson, 2001

Sonuç olarak Hamlet'in Ophelia karakteri, belki edebiyatta görmediği önemi görsel sanatlarda sanatçıların farklı yorumlarıyla görerek, yeni bir temsil geleneğini de başlatmıştır. Metinden farklı olarak da resim sanatında çoğu kez sanatçıların değişik betimleriyle karşımıza çıkan Ophelia'lar, 19. yüzyıl itibariyle nesneleştirilmiş kadın algısını gözler önüne seren bir anlayışla ele alınmıştır. Bu Ophelia temsilleri 20. yüzyılda toplumsal cinsiyet kavramları üzerinden yeniden değerlendirilerek yorumlanmış ve günümüze ulaşmıştır.



Kaynakça:


-Simge ÖZER PINARBAŞI, Batı Resminde Ophelia Betimleri (https://www.academia.edu/11585008/Batı_Resminde_Ophelia_Betimleri)


- İlkay Canan OKKALI, Karanlık Suya Batan Kadın İmgesi: Ophelia-Cinsiyet Bağlamında Resim ve Fotoğraf Sanatında Delilik


-Loredana Punga, Ophelia, More or Less. Intersemiotic Reinterpretations of a Shakespearean Character






53 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page