• nazperi

Sanat Sosyolojisi ve Estetik

Sanatın kökenlerinin yapısı düşünüldüğünde akla ilk gelecek kavram “toplumdur.” Uygarlıkların yüzyıllardan beri süregelen farklı yaşayış biçimleri, arkalarında bıraktıkları oluşumların incelenmesinde büyük rol oynar. Tüm sanat tarihi gözden geçirildiğinde her bir üslubun ve maniyerizmin nasıl zamana/mekana bağlı iklimsel ve ekonomik koşullardan doğduğunu; insan bilgisi ve özlemlerinin bir dışavurumu olarak sanatın, egemen kültür örüntüsü içine nasıl örüldüğünü aşama aşama göstermek gerekecektir.[1] Bu yaklaşım, uygarlıkların zaman içinde simgeler ve diller yaratarak ortaya çıkardıkları sanatsal üretimlerin, toplumların estetik anlayış ve sosyoloji üzerinden irdelenmesine de katkıda bulunur. Sanatsal üretimlerin, toplumlar adına birer sembol ve birikim olmasından çok, insanlığın ulaştığı en anlaşılır ifade biçimi olarak değerlendirilmesi, aslında sanat sosyolojisi kapsamında daha belirgin bir görüye yol açacaktır.

Grekçe estetik, aisthanesthai kelimesinden gelen algılama, kaydetme gibi anlamları içerir.[2] Bu anlam sadece güzel olanı vurgulamaz. Fakat klasik estetik kuramları oluştuktan sonra söz konusu olan, güzele dair bir anlamlandırmadır. Sanat bağlamında baktığımızda ise, estetikle ilgili değerleri önceleyen bir toplum ile estetik anlayıştan yoksun bir toplumun üretimleri elbette aynı olmayacaktır. Bu yüzden sanatsal bir oluşumu irdelemek için, insan ve estetik arasındaki bağı kavramak gerekir. Kendi içlerinde birer kültür inşası gerçekleştiren farklı hayat tarzlarına sahip toplumlar, farklı estetik düşünceleri benimseyerek çeşitli sanat eserleri ortaya koyar. Örneğin; neolitik çağ insanı, seramiğini geometrik motiflerle süslerken, sadece bir boşluğu doldurma arzusuyla hareket etmiştir; horror vacui[3], insan psikolojisinin kalıcı özelliklerinden biridir, bir objenin boş yüzeylerini bir tür bezeme ile doldurmaya yönelik doğuştan gelen bir arzuya sahibiz.[4] Toplumların tamamlanma ihtiyacı sanat eserlerinin oluşumuna katkı sağlar. Bununla beraber, tarih değişimlerden ibarettir ve toplumlar da değişimle şekillenir. Toplumun temel özü -araçları ve bir yanda durmadan artan üretim bilgileri diğer yanda ise maddesel ve tinsel gereksinimleri ile insanlar – sürekli olarak değişmekte ve gelişmektedir.[5] Giacomo Leopardi[6], doğduğu ve yaşadığı Recanati kasabasından Floransa’ya gittiğinde yeni bir yaşam evresine girer. Bu köklü değişimle, şimdiye dair bütün duygulanımlarını anılarda uzaklaştıran eski Leopardi’den artık söz edilemez. Şimdiyi korkusuzca kabul edişi ve savaşmaktan kaçmayışı onun şiir anlayışını da değiştirmiştir. Değişen yaşam koşulları, değişik bir yaşam tutumu ve dünya görüşü oluşturmuş, bu yeni dünya görüşüne uygun yeni bir anlatım yolu ortaya çıkmıştır.[7]

İnsan doğasında var olan değişimin, toplumların kendi yaşayışları içerisinde de olduğunu kabul ederek estetik değişimin de zaman içerisinde kaçınılmaz bir oluşum olduğu söylenebilir. Dolayısıyla sanatsal üretimi bütüncül bir yaklaşımla değerlendirirsek, toplum ve estetik ilişkisi üzerinden bir inceleme alanı oluşturmak, sanat sosyolojisini kavramak açısından daha açıklayıcı olacaktır.

[1] Herbert Read, Sanat ve Toplum, 2018, s.19 [2] Bedrettin Cömert, Estetik, 2008, s.17 [3] Boşluk korkusu. [4] Herbert Read, Sanat ve Toplum, 2018, s.41 [5] Ernst Fischer, Sanatın Gerekliliği, 2012, s.153 [6] 19. yüzyılda yaşamış ünlü bir İtalyan romantik ozan. [7] Bedrettin Cömert, Estetik, 2008, s.35

61 görüntüleme0 yorum
 
  • Instagram

©2020, nazperi tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now