• nazperi

Sanat Tarihinin En Gizemli Tablosu "Las Meninas"

En son güncellendiği tarih: 30 Kas 2020

Sanat tarihinin ilk üç boyutlu tablosu olarak kabul edilen Diego Velázquez’in 1656 tarihli “Las Meninas” veya diğer adıyla "La familia de Felipe IV" isimli eseri, birçok açıdan Batı resim sanatının en gizemli yapıtlarından biri olarak yerini almış durumdadır. Bu gizemin nedeni ise Velázquez’in bu yapıta sığdırdığı ilişkisellikten kaynaklı okuma biçimidir.

Yapıtın ele alındığı dönemde İspanya çok güçlü bir devlettir. Velázquez ise Kral olan IV. Felipe’nin baş ressamı olarak bir sanatçının gelebileceği en yüksek mevkidedir. Krala sadakatini asla eksik etmeyen ve çok saygı duyan Velázquez, buna karşın çok doğalcı ve resmiyetten uzak bir yapıt resmetmiştir. Tablo inanılanın aksine, portre tanımına uymamaktadır. Bunun sebebi resmin, ressamın stüdyosunun içinden sıradan bir sahne gibi resmedilmiş olmasıdır. Bu tarz resimlere aslında “genre” resmi denir. Fakat bu tablo tam olarak “genre” da değildir, portre de. İki tanıma da uygundur ama bütünüyle ikisi de değildir.


Velázquez, Las Meninas, 1656.

Velázquez'in Las Meninas’ı yapmasındaki nedenin, sanatçının kendisinin sadece bir zanaatkârdan ibaret olmayıp aslında çok saygıdeğer bir entelektüel olduğunu göstermek istediğini düşünen sanat tarihçileri vardır.

Las Meninas, sanatsal teknik yetkinliğinin en üst noktasını temsil etmektedir. Sanatçının bu tabloda kullanmış olduğu palet, inanılmaz bir renk skalasını da gözler önüne serer. Zira yapıtın içerisinde, kendini elinde fırça ve paletiyle resmeden sanatçının paletini buradan gözlemlemek de mümkündür. Bu tabloyu gerçekleştirirken kullandığı ham boyalar buradan seçilebilmektedir. Tüm tablodan görülebileceği üzere, sanatçının boyanın simyası üzerinden boya sayesinde gerçeği yansıtmak gibi bir amaç gütmüş olabileceği düşünülür. Sanatçının fırça darbeleri kusursuzdur, doğal ve samimi vuruşlar vardır. Kendisini fırçayı tutarken resmedişindeki mükemmeliyetçilik, kendi sanatsal yeteneğine bir gönderme olarak da algılanabilir. Fırçayı tutarken elini betimleyişinde aslında, izleyicinin görmeyi düşündüğü formları belirsizleştirerek yaptığının sadece resmetmek olduğunu yansıtmak istemiş olabilir. Bununla beraber özellikle Prenses’in giysisinin yenindeki ve hizmetkarların kıyafetlerinin kol kısımlarındaki incelikli çalışma oldukça dikkat çekicidir. Sanatçı aynı zamanda resimde, şu an baktığımız büyüklükte olan tabloyu gerçekleştiriyor olabilir. Arkadaki ayna ise ayrı bir tartışma konusudur. Öncelikle bu nesnenin ayna olduğunu nasıl anlarız? Yansıtıcı bir yüzeye sahiptir çünkü, ve kenarlarda eğimli bir kesimi vardır. Bu aynada resmedilen şahıslar Kral ve Kraliçe’dir. Ne var ki aynanın resme yerleştirilmesi üzerine, çeşitli araştırmacıların farklı görüşleri yer alır. Bazı sanat tarihçileri, izleyicinin Kral ve Kraliçeyi gördüğünü ve bu anlamda yansıma üzerinden izleyicinin Kral ve Kraliçe olması gerektiğini savunur. Bir diğer grup sanat tarihçisi ise yansımanın, resimde Velázquez’in yapmakta olduğu tabloya ait olduğunu düşünür. Üçüncü sanat tarihçi grubu ise yansımanın Velázquez’in yapmakta olduğu resme ait olduğunu, ancak Kral ve Kraliçe’nin hala izleyici olduğunu, yani önümüzde durmakta olduklarını ve Prenses’in bu yüzden bize doğru bakmakta olduğuna inanır. Sanatçı belli ki yapıtı gerçekleştirirken izleyicinin bakış açısı üzerine fazlaca düşünmüştür. Velázquez’in, tablonun önünde Kralın uzun uzun resmi seyredeceğini düşünmüş olması da ihtimaller dahilindedir.


Yoğunlaştırılmış bir gerçeklik arayışı, değerler sosyolojisi, klasik temsilin temsili gibi kavram bütünlerine dair soru işaretleri bırakan resim, ünlü düşünür Michel Foucault sayesinde farklı bir okuma biçimini de gündeme getirmiştir. Foucault’ya göre Las Meninas’ın inşası, özneyle doğru orantılıdır. Mekanın kapalılığı ve belirleyiciliği, perspektif, ışık gibi değerler öznellik açısından düşünülmüştür. Resme dışarıdan bakanların belli bir modeli temsil ettiğine inanılmıştır. Bu durum yapıtlar sosyolojisinde değerler sosyolojisi durumunu da ortaya çıkarmıştır. Zaman ve uzam içerisinde tüm figürler bir değer temsilidir. Sanat sosyolojisinde ilk kez içsel ve dışsal bakışın aynı anda dönem üzerinden bir okuması yapılmıştır.

Foucault; resmi, toplumsallığın bir tahakkümün inşası olarak okumuştur. Özneler ve öznellik ise bu tahakküm içerisinde temsil etmeye ve kendilerini oluşturmaya çalışmaktadır. Yapıttaki “toplumsallık”, dönem ile ilgili bir karşıt okuma gereksinimini de meydana getirmektedir. Zira klasik temsilin temsili derken kastedilmek istenen de budur. Tablo, sosyolojik açıdan bir milat olduğu gibi, çift taraflı bir görme biçimi oluşturarak şiirselliği ve felsefiliği bir arada barındırmasıyla da oldukça önemlidir.


Rene Magritte, La Trahison des Images, 1928-1929.

Foucault’ya göre Las Meninas, Kraliyet Ailesi’nin bir betimi değildir veya Velázquez’in kendini de resmin içerisine yerleştirdiği sıradan bir tasvir değildir. Tablo, klasik yorumlama gerektiren bir temsil biçimidir. Foucault’yu bu anlamda kavrayabilmek için önce klasik yorumlamanın ne olduğunu anlamamız gerekir. Sanatçının algısına göre, gerçeğin gerçekçi bir ifşasıdır söz konusu olan. Bu durumu, Rene Magritte’in bir seri olarak hazırladığı "La Trahison des Images” (İmgelerin İhaneti) adlı yapıta bağlayabiliriz. Magritte, bu resimdeki Pipo'su üzerinden “Ceci N'est Pas Une Pipe" (Bu Bir Pipo Değildir) anlayışını gündeme getirmiş, imgenin sadece bir gerçeğin temsilcisi olup, aslında bir gerçek olmadığını savunmuştur. Foucault ise Magritte'in imge üzerinden ele aldığı temsil biçimi ile ilgili "Gördüğümüz Gördüğümüz Müdür?" karmaşasını ele alan bir kitap yazmıştır. Las Meninas için de benzer bir okuma gerekir. Yani görünen şey, aslında betimlenmek istenen şey değildir. Las Meninas’ı yeni epistemenin bir örneği olarak gören Foucault, durumu şöyle özetler:


“Belki de Velázquez'in bu tablosunda, klasik temsilin temsili gibi bir şey ve açtığı mekânın tanımı vardır. Nitekim, bu mekânın tüm unsurları, imgeleri, kendini sunduğu bakışlar, görünür kıldığı çehreler, onu doğuran hareketleri bu tabloda temsil etmeye girişmektedir. Fakat, buraya getirdiği ve hepsini birden sergilediği bu dağınıklığın içinde, özel bir boşluk, her yandan emredici bir şekilde işaret edilmektedir: onu kuranın zorunlu olarak yok olması -benzediği kişinin ve gözünde benzerlikten ibaret olduğu kişinin -. Bu konumun kendisi - aynıdır - ortadan kaldırılmıştır. Ve sonunda, onu zincire vurmuş olan bu ilişkiden kurtulan temsil, kendini saf temsil olarak verebilir.”


Michel Foucault, Velázquez'in resmettiği Las Meninas tablosunda neyin temsil edildiği ile ilgili sorunu “Les Mots et les Choses” (Kelimeler ve Şeyler) adlı kitabında detaylıca tartışmaktadır. Tablo için, yalnızca Kralla Kraliçe’nin, yani izleyicinin iktidarının hikayesel dizgesi değil, bu iktidarın gücünü aşmaya çalışan sanatçının hükmedişinin de bir hikayesel dizgesi olarak tablonun içine yerleştirildiği konusu gündeme gelmiştir. Bu durum ise, Foucault’nun yaptığı gibi tabloyu bir metinler arası okuma üzerinden değerlendirmeye itmiştir.





51 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör